Ankara'da apartmanımızın çatısında bu bahar küçük bir bostan kurduk.
Eski kasalara toprak doldurduk, Emine teyze fideleri getirince herkesin yüzü güldü.
Sulama işi dertti; belediye suyu kısınca yağmur suyunu bidonlarda biriktirmeye başladık.
Kerem hortumu taşırken ben domateslerin yanına fesleğen diktim ki sinekler uzak dursun.
Rüzgâr bir gece sert esti ve fideler eğildi, sabah görünce içim burkuldu.
Ama Emine teyze, "Telaş etme," dedi; kamışlardan herek yaptı ve iplerle nazikçe bağladık.
Mutfaktan çıkan sebze kabuklarını komposta attık, toprak iyice canlandı.
Güneş doğdukça yapraklar dikeldi, minik çiçekler açtı ve arılar uğuldadı.
İlk biberi kopardığım gün, aşağıda çay demlendi; taze biberle menemen yapıp hep birlikte yedik.
Çatıda ter kokusu, toprak kokusuna karıştı ama kimse şikâyet etmedi, çünkü herkes elinin emeğini tattı.
O akşam, gökyüzü turuncuya dönerken Emine teyze, "Bitki sabır sever," dedi ve ben de başımı salladım; nihayet anladım.